Sal yaralı balıkları gitsin
Sal yaralı balıkları gitsin, misina artık çok gergin. Hayatın yükleri, kırgınlıklar, sabır ve bırakmanın iyileştirici gücü üzerine uzun bir makale.
Sal Yaralı Balıkları Gitsin, Misina Artık Çok Gergin
Bazen insanın elinde tuttuğu şey, aslında onu hayata bağlayan değil, yavaş yavaş tüketen bir bağa dönüşür. Misina ne kadar gerilirse, kopma ihtimali de o kadar yaklaşır. Hayat da böyledir; bazı şeyleri tutmak için gösterdiğimiz ısrar, bir noktadan sonra bizi kendimizden uzaklaştırmaya başlar.
Misina Neden Bu Kadar Gerildi?
Hayatın içinde hepimizin tuttuğu bir şeyler vardır. Kimi geçmişte yaşadığı bir kırgınlığı, kimi yarım kalmış bir sevgiyi, kimi kendisine söylenen ağır bir sözü, kimi de gerçekleşmeyen hayallerini bırakmakta zorlanır. Bazen de artık bize iyi gelmediğini bildiğimiz insanları hayatımızda tutmaya devam ederiz.
İlk başlarda bu tutunma bir güç göstergesi gibi görünür. "Ben dayanırım", "Biraz daha sabredeyim", "Belki düzelir", "Belki yeniden eskisi gibi olur" deriz. Fakat zaman geçtikçe sabır ile kendini tüketmek arasındaki çizgi kaybolmaya başlar.
İşte o zaman misina gerilir.
Her yeni hayal kırıklığı, misinaya biraz daha yük bindirir. Her söylenmeyen söz, her ertelenen karar, her affedilmeyen kırgınlık ve her bastırılan duygu o ince ipin biraz daha gerilmesine neden olur.
Yaralı Balıkları Tutmanın Anlamı Var mı?
Bir balık düşünün. Denizin içinde özgürce yüzmesi gerekirken bir misinaya takılmış, yaralanmış ve artık hareket etmekte zorlanıyor. Onu daha fazla çekmek, daha fazla zarar vermekten başka ne işe yarar?
İnsan ilişkileri de bazen buna benzer. Bir ilişki, bir dostluk veya bir bağ sürekli yara alıyorsa, onu zorla aynı yerde tutmaya çalışmak iyileştirmek yerine yarayı büyütebilir.
Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için gelir. Bazı ilişkiler sonsuza kadar sürmek için değil, hayatımızın belirli bir dönemine eşlik etmek için vardır.
Bunu kabul etmek kolay değildir. Çünkü insan bağ kurduğu şeyi kaybetmekten korkar. Alışkanlıklarımız, anılarımız ve birlikte kurduğumuz hayaller, bırakmayı olduğundan çok daha zor hale getirir.
Ancak bazen sevmenin en sessiz hali, artık zarar veren bir bağı serbest bırakabilmektir.
Bırakmak Yenilmek Değildir
Toplum bize çoğu zaman mücadele etmeyi öğretir. Vazgeçmemeyi, sonuna kadar direnebilmeyi ve ne olursa olsun devam etmeyi güçlü olmakla eşleştiririz. Oysa her mücadele kazanılması gereken bir mücadele değildir.
Bazen kazanmak, bırakabilmektir.
Bazen bir tartışmayı kazanmak yerine sessizce uzaklaşmak gerekir. Bazen kendimizi anlatmaya çalışmak yerine artık anlatmamayı seçmek gerekir. Bazen yıllardır taşıdığımız bir kırgınlığı geride bırakmak, karşı tarafı haklı çıkarmak değil, kendimizi özgürleştirmektir.
Çünkü bırakmak, yaşananları yok saymak değildir. Tam tersine, yaşananları kabul edip artık onların hayatımızı yönetmesine izin vermemektir.
Her Şeyi Kurtaramayız
İnsan bazen kendisine gereğinden fazla sorumluluk yükler. Herkesi mutlu etmeye, her ilişkiyi kurtarmaya, her problemi çözmeye ve her yarayı iyileştirmeye çalışır.
Fakat hayatın acı gerçeklerinden biri şudur: Her şeyi kurtaramayız.
Bazı insanlar değişmek istemez. Bazı ilişkiler bitmiştir. Bazı kapılar artık açılmayacaktır. Bazı hikâyelerin son sayfası çoktan yazılmıştır.
Biz ise bazen kitabın bittiğini kabul etmek yerine aynı sayfayı tekrar tekrar okumaya devam ederiz.
Oysa yeni bir hikâyeye başlayabilmek için eski kitabı kapatmak gerekir.
Misina Koptuğunda Ne Olur?
Misina sonunda koptuğunda ilk his çoğu zaman korkudur. Çünkü insan alıştığı yükü bile kaybettiğinde boşluk hissedebilir. Yıllarca taşıdığı bir sorun, hayatının bir parçası haline gelmiştir. O sorun ortadan kalktığında ne yapacağını bilemeyebilir.
Fakat biraz zaman geçince başka bir şey fark edilir: Omuzlar hafiflemiştir.
Daha rahat nefes almaya başlarız. Sabahları aynı düşüncelerle uyanmayız. Telefonumuza gelen bir mesajın bütün günümüzü değiştirmesine izin vermeyiz. Geçmişte yaşanan bir olayın bugünkü mutluluğumuzu çalmasına engel olabiliriz.
Özgürlük bazen büyük bir zafer gibi gelmez. Bazen sadece içimizde oluşan sessiz bir huzurdur.
Yaraları Sürekli Kaşımamak Gerekir
Geçmişte yaşadığımız acıları sürekli hatırlamak, onları iyileştirmek anlamına gelmez. Bazı yaraları tekrar tekrar düşünmek, yalnızca acının süresini uzatır.
Elbette geçmişi unutmak mümkün değildir. Zaten amaç da unutmak değildir. Ama hatırladığımızda artık canımızın eskisi kadar yanmaması gerekir.
Bunun yolu bazen kabullenmekten geçer. "Evet, bu oldu." "Evet, canım yandı." "Evet, haksızlığa uğradığımı düşündüm." "Evet, çok sevdim." "Ama artık bununla yaşamayı seçmiyorum."
İnsan kendisine bu cümleleri söyleyebildiği zaman iyileşmenin kapısını aralamaya başlar.
Herkesi Hayatımızda Tutmak Zorunda Değiliz
Hayatımıza giren herkes hayatımızda kalmak zorunda değildir. Bu, kimseye değer vermemek anlamına gelmez. Aksine bazı insanlara duyduğumuz saygıyı, onları kendi yollarına bırakabilerek gösterebiliriz.
Bir insanı sevmek ile onunla aynı yolda yürümek aynı şey değildir. Birini affetmek ile yeniden hayatımıza almak da aynı şey değildir. Geçmişte güzel anılarımız olması, gelecekte de aynı yerde durmamız gerektiği anlamına gelmez.
İnsan değişir. İhtiyaçları değişir. Öncelikleri değişir. Bazen yollar aynı yönde ilerlemez.
Böyle zamanlarda zorla aynı yolda yürümeye çalışmak, iki tarafı da yorabilir.
Kendimize Karşı da Merhametli Olmalıyız
Başkalarını affetmeyi öğrenirken kendimizi affetmeyi de öğrenmeliyiz. Çünkü çoğu zaman en ağır sözleri kendimize söyleriz.
"Neden bunu daha önce fark etmedim?" "Neden izin verdim?" "Neden gittikten sonra değerini anladım?" "Neden daha güçlü davranamadım?"
Bu soruların hiçbirisi geçmişi değiştirmez. Sadece bugünün enerjisini tüketir.
O gün elimizden geleni yaptık. O gün bildiklerimizle, o günkü duygularımızla ve o günkü gücümüzle karar verdik. Bugün daha farklı düşünüyor olabiliriz. Bu, geçmişteki halimizin kötü veya değersiz olduğu anlamına gelmez.
Büyümek biraz da geçmişteki kendimize kızmak yerine ona şefkat gösterebilmektir.
Yeni Bir Kıyı Mümkün
Bir balığı serbest bıraktığınızda deniz bitmez. Tam tersine, önünde yeni bir alan açılır.
İnsan da bir bağı bıraktığında hayatının sonuna gelmiş olmaz. Belki de ilk kez gerçekten kendisine ait bir kıyıya ulaşır.
Orada yeniden nefes alabilir. Yeniden hayal kurabilir. Yeniden güvenmeyi öğrenebilir. Yeniden sevebilir. En önemlisi de kendisiyle yeniden tanışabilir.
Çünkü bazen başkalarının yanında kendimizi o kadar çok unutmuş oluruz ki yalnız kaldığımızda aslında kim olduğumuzu yeniden keşfetmemiz gerekir.
Hayatın Her Zaman Bir Cevabı Vardır
Her kayıp hemen anlam kazanmaz. Bazı vedaların neden yaşandığını anlamak için zaman gerekir. Bugün büyük bir acı gibi görünen bir ayrılık, yıllar sonra hayatımızın yönünü değiştiren en önemli dönüm noktalarından biri olabilir.
Bu yüzden her bitişi yalnızca bir kayıp olarak görmemek gerekir. Bazı bitişler aynı zamanda yeni başlangıçların sessiz habercisidir.
Hayat bazen elimizden bir şeyi alırken başka bir kapının anahtarını da avucumuza bırakır. Biz yalnızca kaybettiğimize baktığımız için o anahtarı fark etmeyebiliriz.
Son Söz: Artık Bırakma Zamanı
"Sal yaralı balıkları gitsin, misina artık çok gergin."
Belki de bu cümle yalnızca balıklardan değil, hayatımızdaki bazı yüklerden söz ediyor.
Bizi yaralayanı, sürekli tüketeni, huzurumuzu bozanı ve artık bize ait olmayanı tutmak zorunda değiliz.
Her şeyin bir zamanı vardır. Tutmanın da, beklemenin de, savaşmanın da, susmanın da... Ve bazen bırakmanın da.
Misina çok gerildiyse biraz gevşetmek gerekir. Çünkü bazı şeyleri kurtarmaya çalışırken kendimizi kaybetmemeliyiz.
Hayat, elimizde sımsıkı tuttuğumuz şeylerden ibaret değildir. Bazen avucumuzu açtığımızda, kaybettiğimizi sandığımız şeyin yerine özgürlüğün geldiğini görürüz.
Bırakmak her zaman vazgeçmek değildir. Bazen kendine yeniden yaşama hakkı vermektir.
Ve belki bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Hayatımda tuttuğum hangi şey artık beni yaşatmıyor, sadece yoruyor?
Cevabı bulduğumuz gün, belki de misinayı biraz gevşetmenin, yaralı balıkları özgür bırakmanın ve kendi kıyımıza doğru yeniden yüzmeye başlamanın zamanı gelmiştir.