Ben bir psikolog ya da psikiyatr değilim

Ben bir psikolog ya da psikiyatr değilim. Sadece yaşadıklarım, gözlemlediklerim ve okuduklarımdan yola çıkarak bir farkındalık yaratmak istiyorum

Ben bir psikolog ya da psikiyatr değilim
Ben bir psikolog ya da psikiyatr değilim

Kendimi bildiğimden bu yana insan doğası, canlılar, psikolojik ve fizyolojik rahatsızlıkların altta yatan nedenleri, davranış bilimleri, neden-sonuç ilişkisi, Yaratıcı'nın bize tavsiyeleri, dinlerin kardeşliği, tasavvuf gibi konularda ilgi alanlarım, aldığım destekler ve eğitimler oldu. Şimdiye kadar öğrendiklerimin toplamında karşılaştığım ve özellikle altını çizmek istediğim bir konuyu paylaşmak istiyorum bugün sizlerle.

Anne-baba-çocuk ilişkisi

Günümüz modern psikoloji bilimi bize bugün ki davranışlarımızın çocukluk yıllarımızla ilişkili olduğundan bahsediyor. Yetişkinlik dönemine kadar geçen süreçler şimdiki bizi yapılandırıyor. Hani "yedisinde neyse yetmişinde de o" olduğumuzu söyleyen meşhur atasözü!

Kendimizle ilgili algımız, bağlanma modellerimiz, zihnimize ve bedenimize kodlananlar ve diğerleri...

Anne ve babamızın, bakıcımızın, öğretmenlerimizin etkisi büyük. Travmasız kimse neredeyse yok gibi.

Çünkü 0-6 yaş döneminde henüz beynimizin mantık bölümü gelişmediği için olayları algılama biçimimiz de yetişkin halimiz gibi değil doğal olarak. Bu süreçte yaşadıklarımız bizim bağlanma modellerimizi, yeterli, değerli, sevilebilir olduğumuzu algılamamızı belirleyen süreçler. Tabi ki algı olduğunun özellikle altını çizmek istiyorum.

Şimdi de size biraz deneyimlediklerimden bahsetmek istiyorum... Merakım sebebi ile bu bilgileri öğrenirken bir taraftan deneyimliyor, hislerimi duymayı ve ihtiyaçlarıma kulak vermeyi öğreniyordum. Terapi sürecimde bana annen suçlu denildiğinde anneme karşı soğuyor, onu suçluyordum... farkındalığım arttıkça ise duygularımı ifade edebiliyor, isteklerimi ve istemediklerimi söyleyebiliyor, beklentide olmak yerine konuşmayı seçebiliyor, sınırlarımı çizebiliyor ve olduğu gibi kabule geçebiliyordum hem kendimi hem ebeveynlerimi. Bu süreçte kendimle beraber ailemi de yıprattığımı fark edemiyordum. Sanki ailem geçmişte kasıtlı davranmış gibi geçmişin acısını çıkartıyordum. Sonra kızım büyüdü ve aynı döngü başladı bizim için... travmalardan arınma süreci... kızım on aylıkken işe başlamak zorunda kalmıştım ve işe başladığım günün akşamı kızım anne sütü almayı bırakmış ve kolumu ısırmıştı... bu durumun onda terkedilme travmasına sebep olduğuna ve sonrasında ise bilmeyerek yaptığımız pekçok davranışla çocuklarımıza verdiğimiz zararlarla yüzleşmek zorunda kaldım... bu süreçte kızımla aramız açılmaya başlamış aynı döngüyü bu kez ben yaşamaya başlamıştım... canım annecim şimdi seni çok iyi anlıyorum...

Tüm bunlar olurken psikoloji bilimine olan ilgim nedeniyle kaynak taramasına devam ediyordum. Sürekli youtube da video izliyor, kitaplar okuyor, eğitimler alıyor, öğrenme açlığı ile daha çok daha çok bilgi diyerek adete leziz yemekler yemiş kadar keyif alıyordum öğrendiklerimden. Bu esnada üye olduğum ve kendisine güvendiğim bir psikolog bu durumlardan bahsediyordu. Pekçok psikoloğun başımıza gelenler sebebi ile anneyi suçladığından, bu konuda dikkatli olmamız gerektiğinden, ilişkilerimizin bizi beslediğinden ve sınırlarımızı koruyarak hayatımıza sevgi ile devam etmemiz gerektiğinden bahsediyordu. Aynı dönemde danışmanlık aldığım Yaşam Koçu da bu konuya vurgu yapıyor ve eğitimler sonucu ebevynlerimizi suçlamamamızdan, kendisininde bu durumu yaşadığından fakat kesinlikle çözüm getirmediğinden hatta bu durumun ilişkilerimizi bozarak en çok kendimize zarar vereceğinden bahsediyordu. Ve eklemişti "mutlaka sevildik arkadaşlar eğer sevilmeseydik bu yaşa gelmemiz mümkün değildi!"

Travmalar neden var ve Yaratıcı bunları bilmiyor mu sorusu geliyordu hep aklıma!

Tasavvufla ilgilendiğim bir dönemde bu konuyla eşleşen ve dikkatimi oldukça çeken bir konu olmuştu. Tasavvuf eğitimi veren kişi günümüzde psikologların ebeveynleri suçladığını ve bu durumun çok üzücü olduğundan bahsediyordu. Travmasız kimse olmadığından, travmaların aslında şu an canımızı acıtan değersizlik ve yetersizlik, olduğum halimle kabul edilmeme gibi pekçok hisleri yoğun şekilde yaşayarak bunlardan kurtulmamız ve gerçekle kavuşmamız için bir sebep olduğunu anlatmıştı.

Zaman zaman konuşmaktan çok keyif aldığım Amerikalı Hristiyan misyoner bir arkadaşım var. Kendisini yetiştirmiş ve nasıl daha iyi olabilirim sorusunu kendisine soran, herkese sevgi ile bakabilen çok tatlı bir arkadaş. Onunla konuştuğumuzda Yaratıcının gerçek anne ve baba olduğundan bahseder ve üzerinde konuşuruz. Bazı insanların Yaratıcı yı simgeleyen davranışlar gösterdiğinden ve bu durumun çok çekici olduğundan ve hayata geliş amacımızın bu olduğundan ve bunun için çabalamanın harika bir his olduğundan... ve acılarımızın aslında gerçek anne ve babamızla kavuşmak için olduğundan da bahsederiz. Bahai inancında bahsedilen "belam inayetimdir!" sözü ve İslamiyette geçen sıkıntılı hallerde "Allah sevdiği kulunu unutmaz" sözü gibi...

Bu bilgilere ek olarak özellikle bilmemiz gerektiğini düşündüğüm bir konu da şu ki hayatta tesadüf diye birşeyin olmadığı ve başımıza gelen her olayın, karşılaştığımız her kişinin bize birşey gösterdiği! Yani aslında herbirimizin değerli, yeterli, özgüvenli bireyler olarak yaratıldığımızı fark etmemiz gerektiği, sevilmeye layık olanın Tanrısal olanı yansıtmakla mümkün olduğu bilgisi!

Şu an kendimizi değersiz ya da yetersiz hissediyor ve bunu bize hissettiren olay ve kişileri hayatımıza çekiyor ve bu döngü hep devam ediyorsa bu durumun sebebi gerçeğin bu olmadığı ve küçükken kodladığımız algının temizlenmesi için dersimizi alana ve değerli olduğumuzu anlayana kadar daha ağır olaylar ve kişilerle karşılaşacağımız durumundan kaynaklı olması... karşılaşacağız ki dur diyebilelim, ben değerliyim ve iyi şeyler yapıyorum ve iyi şeyler hak ediyorum... tabi bunun için iyi ve doğru olanı bilmek, yapmak ve yanlışı da bilip hayır diyebilmek gerekiyor sanırım...

Onaltı yaşında artık değerleri öğrenme sorumluluğunun bize verildiği, bundan sonraki yaşam sürecimizde başımıza gelenlerden bizim sorumlu olduğumuzu ve yine kendi çabamızla bu döngüyü değiştirebileceğimiz bize bildirilmiş. Ve gerçeği bizzat kendimizin araştırmamız gerektiği özellikle vurgulanmış ve kulaktan dolma bilgilerden kesinlikle uzak durmamız gerektiğinin de altı çizilmiş. Doğruları bilmek ve uygulamak... hayatımıza iyi şeyleri alabilmek için kötü olanlardan vazgeçebilmek!

Tüm bunları birleştirdiğimde anlıyorum ki Tanrı dan gelip yine O na gideceğiz ve Tanrı'dan olan Ruh, beden anne rahminde varolmaya başladığında herşeyi biliyor ve kendisini hissetmemiz ve kaynaktan ışığı alabilmemiz için sürekli bizi uyarıyor. İşte o ruhumuzun sıkıldığı hallerin hepsi gerçek kaynağa bağlanmak için sanki. Herşeyi bilen ve tesadüfün olmadığı bir düzende bize de ebeveynleri suçlamak değilde hakikati arayıp kendi bireysel sorumluluğumuzu almak düşüyor gibi! Hiçbir ebeveyn bilerek hatalı davranmıyor elbette ancak kendimizi ruhsal manada eğitmek ve bize verilenleri layığı ile kullanabilmek hem kendimiz hem de hepimiz için ödev sanki... inanın biz varlığımıza sahip çıkıp tavsiye edildiği şekilde kendimizi ifade edince ya da olması gerektiği kadar üzerimize düşeni yapınca bizi seven herkes bizi duymaya başlıyor en önemlisi de gerçek anne-babamız... 

Ve biz kendi varlığımıza ait olanı gerçekleştirdiğimizde tam anlamda güvende olma öz(e)güven hissedebiliyoruz!...

Hepimiz BİR iz derken kasdedilen de bu sanırım. Tıpkı bir bedenenin uzuvları gibi.... o kişi ya da olay bana ne gösteriyor?

Fark edebilmek ümidiyle...Gürcan Giray

kaynak:pisipisim.net