Sıkı Giyinmek Yürekteki Ayazı Engellemiyor

Sıkı Giyinmek Yürekteki Ayazı Engellemiyor İnsan en kalın paltosunu giyse de yürekteki ayaz geçmez. Bu yazı, yalnızlığın, hatıraların ve sevginin insan ruhundaki etkisini edebi bir dille anlatıyor.

Sıkı Giyinmek Yürekteki Ayazı Engellemiyor
Sıkı Giyinmek Yürekteki Ayazı Engellemiyor

Sıkı Giyinmek Yürekteki Ayazı Engellemiyor

İnsan bazen en kalın paltosunu giyer, atkısını sıkıca boynuna dolar, ellerini cebine saklar; yine de üşür. Çünkü soğuk, her zaman dışarıdan gelmez. Bazen rüzgar camdan değil, hatıralardan sızar. Bazen ayaz, havada değil, yürekte gezinir. İşte tam da bu yüzden, sıkı giyinmek yürekteki ayazı engellemez.

Görünen Soğuk ve Görünmeyen Ayaz

Kış, takvimde bir mevsimdir; ayaz ise insanın iç ikliminde oluşur. Dışarıdaki soğuk termometreyle ölçülür, içerideki üşüme ise kelimelerle. Biri eldiven ister, diğeri bir omuz, bir söz, bir bakış. İnsan bazen kaloriferin yanında otururken titrer; bazen karlar içinde yürürken içi sıcaktır. Bu çelişki, insanın yalnızca beden değil, aynı zamanda duygu olduğunu hatırlatır.

Soğuk hava bedenimizi savunmaya çağırır. Kat kat giyiniriz, önlem alırız. Ama yürek üşüdüğünde savunma mekanizmaları farklıdır. Orada ne mont işe yarar ne de bere. Orada ancak anlam, bağ, merhamet ve sevgi ısıtır.

Yalnızlığın İnce Sızısı

Yalnızlık her zaman kalabalıkların yokluğu değildir. Bazen bir sofrada, bazen bir odada, bazen bir şehirde yalnız hisseder insan. Yalnızlığın ayazı sessizdir; gürültüde bile kendini belli etmez. İnsan konuşur, güler, çalışır; ama içten içe bir yerleri donmuştur.

Bu ayaz, çoğu zaman anlaşılmamışlıktan doğar. Söylediğin sözün duyulmaması, gösterdiğin çabanın görülmemesi, tuttuğun elin gevşek bırakılması… Hepsi yürekte küçük çatlaklar açar. Zamanla bu çatlaklardan soğuk sızar.

Hatıralar da Üşütür

Her üşüme yeni değildir. Bazıları eskidir; yıllar öncesinden gelir. Bitmiş bir ilişki, yarım kalmış bir vedâ, söylenememiş bir cümle… Hatıralar, insanın içini bazen sıcacık yapar; bazen de ayaza keser.

Bir şarkı çalar ve eski bir kışa dönersin. Bir sokaktan geçersin ve artık olmayan birini hatırlarsın. İşte o an, hava kaç derece olursa olsun, üşürsün. Çünkü hatıralar da mevsim taşır ve bazıları hiç bahar görmemiştir.

Güçlü Görünmenin Bedeli

İnsan çoğu zaman güçlü görünmeyi seçer. “İyiyim” der, “alıştım” der, “geçer” der. Oysa bazı soğuklar geçmez; sadece derine iner. Güçlü görünmek, bazen yüreğin üşüdüğünü inkâr etmektir. İnkâr edilen her üşüme, daha sert bir ayaza dönüşür.

Toplum, çoğu zaman dayanıklılığı över; kırılganlığı zayıflık sanır. Oysa insan, kırılganlığını kabul ettiğinde ısınmaya başlar. “Üşüyorum” diyebilmek, bir ateş yakmanın ilk adımıdır.

Sevginin Isıtıcı Gücü

Sevgi, en güçlü ısı kaynağıdır. Ama sevgi de her yerde bulunmaz. Doğru zamanda, doğru kişiden gelmediğinde işe yaramaz. Sahici olmayan bir ilgi, geçici bir sıcaklık verir; sonra daha çok üşütür.

Birinin seni gerçekten dinlemesi, gözlerinin içine bakması, suskunluğunu anlaması… İşte bunlar yürekteki ayazı çözer. Sevgi, büyük cümleler değil; küçük ama samimi anlar ister.

İnancın ve Anlamın Sıcağı

Bazı insanlar yüreğini inançla ısıtır. Dua, tefekkür, teslimiyet… İnsan kendini daha büyük bir anlamın parçası hissettiğinde, yalnızlığı azalır. Hayatın yükü hafiflemez belki ama taşınabilir olur.

Anlam, insanın iç ateşidir. Neden yaşadığını bilen biri, en sert kışlarda bile ayakta kalabilir. Çünkü bilir ki her kışın bir baharı vardır; her ayaz, bir çözülmeye gebedir.

Kendinle Kalabilmenin Isısı

Yürekteki ayazı engellemenin yollarından biri de kendinle barışmaktır. Kendinle kalabilmek, sessizliğe dayanabilmek, iç sesini duymaktan korkmamaktır. İnsan kendinden kaçtıkça üşür; kendine yaklaştıkça ısınır.

Kendine şefkat göstermek, hatalarını affetmek, yorgunluğunu kabul etmek… Bunlar da içsel birer battaniyedir. Herkes seni ısıtamaz ama sen kendine sıcak olabilirsin.

Şehirler ve İnsanlar

Bazı şehirler daha soğuktur; bazı insanlar. Beton, cam ve aceleyle örülmüş hayatlar, yüreği üşütür. Selamın azaldığı, gözlerin yere baktığı, herkesin bir yere yetiştiği yerlerde ayaz daha keskindir.

Oysa bir tebessüm, bir “nasılsın”, bir durup dinleme… Şehirleri de insanları da ısıtır. Küçük insani temaslar, büyük soğukları kırar.

Kabul ve Umut

Yürekteki ayazı tamamen yok etmek mümkün olmayabilir. Ama onunla yaşamayı öğrenmek mümkündür. Kabul, insanı rahatlatır. “Evet, şu an üşüyorum” diyebilmek, bir başlangıçtır.

Umut ise ateşi canlı tutar. Her şeyin geçeceğine değil, değişeceğine inanmak… İnsan değiştiğinde, mevsimler de değişir.

SohbetLim.Net`derkı

Sıkı giyinmek yürekteki ayazı engellemez; ama fark etmek engeller. Yüreğin üşüdüğünü kabul etmek, onu ısıtacak şeyleri aramak ve bulmak… İnsan ancak böyle hayatta kalmaz, aynı zamanda yaşar.

Beden üşüdüğünde mont giyeriz. Yürek üşüdüğünde ise sevgiye, anlama, merhamete sarılırız. Çünkü bazı soğuklar kumaşla değil, insanla geçer.