Karakteri buruşmuş insanlara ütü yapmaya çalışıyorsunuz

Herkesi düzeltmeye çalışmak zorunda mıyız? Karakteri buruşmuş insanlara ütü yapmanın insanı nasıl tükettiğini anlatan etkileyici bir makale.İyilik, sabır ve sınır arasındaki ince çizgi… Karakteri buruşmuş insanlarla kurulan ilişkilerin ruhumuza etkisini anlatan derin bir yazı.

Karakteri buruşmuş insanlara ütü yapmaya çalışıyorsunuz
Karakteri buruşmuş insanlara ütü yapmaya çalışıyorsunuz

Karakteri buruşmuş insanlara ütü yapmaya çalışıyorsunuz..

Bazı insanları tanımaya başladığınızda, sanki yıllardır yanlış bir yerden tutup düzeltmeye çalıştığınız bir gömlekle uğraşıyormuş gibi hissedersiniz. Ne kadar dikkatli olsanız da, ne kadar iyi niyetli yaklaşsanız da, ütünün altından kalktığı an buruşukluklar yeniden ortaya çıkar. Çünkü mesele kumaş değildir; mesele karakterdir.

Bu hayatta en çok yoran şeylerden biri, karakteri buruşmuş insanlara ütü yapmaya çalışmaktır. Onların kırışıklıklarını kendi sabrınızla açabileceğinizi, eksiklerini kendi emeğinizle tamamlayabileceğinizi zannedersiniz. Bir süre sonra fark edersiniz ki siz ter dökerken, onlar aynı kalmayı tercih etmektedir. Ütü bozulmaz belki ama eliniz yanar; asıl bedeli siz ödersiniz.

İnsan bazen iyiliği bir görev, anlayışı bir borç zanneder. Karşısındaki kırıcıysa susarak, nankörse vererek, vefasızsa bağlanarak onu düzeltebileceğini sanır. Oysa karakter, başkasının eliyle şekil almaz. Kimseye ait olmayan bir iç pusula vardır ve o pusula bozuksa, yol da daima yanlışa çıkar.

Karakteri buruşmuş insanlar genellikle kendilerini olduğu gibi kabul ettirmek isterler. Ama aynı hoşgörüyü başkalarına tanımazlar. Kendi kusurlarını “ben buyum” diyerek savunur, başkasının kusurunu ise affedilmez sayarlar. Siz her defasında daha anlayışlı olmaya çalıştıkça, onlar sınırları biraz daha zorlar. Çünkü karşılıksız sabır, çoğu zaman değer değil cesaret verir; yanlış yapma cesareti.

Bir insanın karakterindeki kırışıklıklar; yalanla, bencillikle, merhametsizlikle, vicdansızlıkla oluşur. Bunlar yüzeysel lekeler değildir ki bir nasihatle çıksın. Bunlar zamanla işlenmiş, alışkanlığa dönüşmüş hallerdir. Siz ütüyü ne kadar bastırsanız da, kumaşın dokusu değişmedikçe sonuç kalıcı olmaz.

İşte burada insanın kendine sorması gereken ağır bir soru vardır: “Ben neden bunu yapmaya çalışıyorum?” Sevdiği için mi? Alıştığı için mi? Yoksa kendi değerini, başkasını düzeltme çabasında mı arıyor? Çoğu zaman cevap acıdır. Çünkü bazı insanlar başkalarını düzeltmeye çalışarak, kendi yaralarını görmezden gelir.

Karakteri buruşmuş insanlarla yaşamak, sürekli bir tetikte olma halidir. Ne zaman ne söyleyeceklerini, neye kırılacaklarını, neyi kullanacaklarını kestiremezsiniz. Sözleriniz tartılır, niyetiniz sorgulanır, iyiliğiniz bile şüpheyle karşılanır. Böyle bir ilişkide huzur değil, sadece alışkanlık büyür.

Oysa insanın hayatında ütü yapması gereken ilk şey, kendi karakteridir. Kendini düzeltmeye niyeti olmayan birini düzeltmeye çalışmak, susuz toprağa su dökmek gibidir. Toprak istemedikçe, su sadece akar gider.

Bazen en büyük olgunluk, elinizdeki ütüyü bırakmaktır. Herkesi düzeltmek zorunda değilsiniz. Her kırışıklığı açmak sizin sorumluluğunuz değildir. Bazı insanlar buruşuk kalmayı seçer; siz ne yaparsanız yapın.

Ve insan bunu kabul ettiğinde, tuhaf bir ferahlık hisseder. Vazgeçmek bir yenilgi değildir; kendini korumaktır. Çünkü karakteri buruşmuş insanlara harcadığınız emek, sizi daha düzgün yapmaz. Aksine, sizi yorar, eksiltir ve zamanla sizde de izler bırakır.

Hayat, ütü masasında geçmeyecek kadar kısa. Kendi kumaşınızı yakmadan, başkasının kırışıklığıyla savaşmaktan vazgeçin. Düzgün kalmak, bazen uzak durmayı bilmektir.

Unutmayın; karakter, ütüyle değil, iradeyle düzelir.